Mevlevi
Mısır seferinden dönerken Yavuz Sultan Selim Konya dolaylarında
mola verir.
Bu sırada korkunç bir kasırga çıkar. Herkes, yerden kalkan tozların
döne döne
yükselişini hayretle seyreder. Padişah, bu durumu çok değer verdiği,
her zaman yanında
bulundurmaktan zevk aldığı büyük alim Kemal Paşazade'ye sorar:
"Bu neyin nesidir, hocam?"
Hoca şu cevabı verir. Yavuz Sultan Selim'e:
"Burası bildiğiniz gibi Mevlana'nın şehridir efendim. Taşı
toprağı Mevlevidir.
İşte böyle gördüğünüz gibi durmadan dönerler."
Deniz-Kara
Çok güzel bir yaz günüydü. Sarayın bahçesinde Kanuni Sultan
Süleyman ile Barbaros Hayreddin Paşa, birlikte geziyorlardı. Kanuni,
Barbaros Hayreddin Paşa'yı çok sever ve beğenirdi. Çünkü Barbaros,
kocaman haçlı donanmasını Preveze'de mağlup etmiş, Cezayir gibi
bir ülkeyi Osmanlı sınırlarına dahil etmişti. Padişah bir ara:
"Paşa, seni pek iyi görmüyorum, canını sıkan bir şey mi var?"
diye sordu. Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'a geleli bir ay
kadar olmuştu. Ama gelir gelmez denizlere özlem çekmeye başlamıştı...
Hayreddin Paşa, çok açık sözlü biriydi. Bu yüzden Padişah'a derdini
rahatlıkla söyleyecekti. Şöyle dedi: "Allah (c.c.) hamdolsun.
Sayenizde sıkıntılarımız kalmadı Padişahım. Şu anki derdimiz denizlere
olan hasretimizden ileri gelir. Bundan başka da bir derdimiz yoktur."
Kanuni gülümsedi bu cevaben: "Denizlerden kaç gün ayrı kaldın
ki?" diye sordu. Hayreddin Paşa: "Bir ay Padişahım.
Evet tam bir ay oldu denizlerden ayrı kalışım." Bunun üzerine
Padişah: "Haklısın," dedi. "Denizlerin sultanı
olduğun için, hemen hasretlik çekiyorsun." Barbaros şu karşılığı
verdi Kanuni'ye: "Ne yapayım Padişahım. Denizde iken karayı,
karada iken de denizleri özlüyorum. Çünkü denizlerde kendimi,
kara da ise sizi buluyorum." Bu cevap Kanuni'yi öylesine
sevindirdi ki, Barbaros'a, hemen denizlere açılması için izin
verdi.
Binbir
Altın
Kanuni Sultan Süleyman avlanmaya çıktığı bir gün sağanak yağmura
yakalanınca o civardaki evlerden birine sığınır. Sıcak ateşin
karşısında ıslanan elbiselerini kuruturken: "Gerçekten şu
ateş bin altına bedel," der. Padişah geceyi geçirdikleri
evden ertesi gün ayrılırken ev sahibi olan köylüye:
"Borcumuz ne kadar?" diye sorar. Uyanık köylü: ""Bin
bir altın yeter," diye cevap verir. Padişahın hayretler içerisinde
kaldığını gören köylü, onun soru sormasına fırsat vermeden sözüne
devam eder: "Akşamki ateşin bin altın değerinde olduğunu
zaten siz söylemiştiniz. Konaklama ücreti için ise bir altın çok
mu fazla?"
Biz
Sizi Uyanık Bildiğimiz İçin
Evi hırsızlar tarafından soyulmuş olan bir kadın, Kanuni Sultan
Süleyman'a gelerek şikayette bulunur. Padişah kadını dinledikten
sonra ona şöyle sorar:
"Hırsızların evini soyduğunu duymayacak kadar da insan derin
uyur mu?"
Evi soyulan kadın, Padişah'ın sorusuna şu ilginç cevabı verir:
"Biz sizi uyanık bildiğimiz için o kadar derin uykuya dalmıştık."